Ana içeriğe atla

PIHTI (ŞİİR)



Unutmayacağımı biliyorum.
Her şey bütün canlılığıyla karşımda...
Unutulmayacak...

Üzgünüm.
Ama ben bir kır çiçeği değilim!
Ben bir insanım...
Kanımla, bedenimle, kalbimle.

Küskündüm yağmurlara.
Hoyrat fırtınalarda sadece Allah'a gülümsedim.
Keşke tenhalarda inseydin yanıma...
Beni dağ keçileri gibi yalnız bırakmasaydın...

Zehirlenmiştim zehirli bir mantarla;
keşke yetişseydin!
Keşke o çığlıkları atarken ben,
sen yanımda olsaydın...

Firkat, firkat...
Kucağına düştüğüm gün gibi yanımda olsaydın.
Göğsüne yaklaştırdığın gün gibi.

Ama...
Vaveyla!..

Ben neden bu denli çiçeklere aşığım?
Çiçekler niçin içimde hiç solmadılar?
Niçin çiçekler bu kadar ulaşılmaz
ve bir o kadar ulaşılabilir?

Bundan böyle beni sar nergis çiçeğiyle,
benefşe kokuları saç üzerime.

Üzgünüm...
Fırtınaların bize yaptıkları için...
Üzgünüm...
Yüreğimde hürriyet yerine büyüyen pıhtı için.

Ve ırmaklar şarkısını söylerken,
içimde dev bir hıçkırıkla
uyanıyordum, uyanmasam sanki
batmakta olan hüzünler doğmayacak gibi
doğması gerekliymiş gibi..

Acıyordu sırtım.
Ama yere düşmemiştim.
Cılız bir gözyaşıyla,
Ben hayallerimi teselli ediyordum.
Çalarak tebessümleri en güleç yüzlerden
o yeşil elbiseyi ben giyinmiştim.
Küt saçlarımla Willy Wonka'ya ne kadar
benzemiştim....

Günahsız gözlerim
ve içine dolan ay şebnemi...
Gözlerimi öpüp yatağa koyuyordu bedenimi..

Bütün şebnemleri biriktiriyordum;
günahsız okyanuslar oluşuyordu.

Üzerime dökülürken ardıç dikeni,
konuşamazdı lisanım bedenim istiladayken.
Ve ben bu uzleti haketmiyordum.

Uzunca bir süre
ellerim dizlerimde ağladım.

Sanırım bu dünyaya gelmemin bir ecriydi bu.
Yoksa zaten
ben de bir günah işlememiştim.

Sırtımda bir hortum yarasıyla...
Acaba ne günah işlemiştim?

Elbiselerim pare pare edilmişti.
O kadar yoksundum ki onun şefkatinden...
Ayaklarına kapanırdım.

Ve “ben bu uzleti haketmiyorum” derdim.

Dolunayın kucağında
Öksüz kalmıştım.
Yitik bir tebessümle
esefliydim..
Üflesem şişmezdi balonlarım
Çünkü esefliydi.
Nasıl incittirsin bu alemi?
Ellerinde çamurdan yapılmış
çömleklerle..

Ezilen ruhuma iniltiler besteledim.
Suskunlukla kaynaştım,
sonra hırpalandım.

En saf yerinden deştiler kalbimi.
Dehşetti;
dehşetler binlerceydi.

Unuttum sanmıştım...

Yirmi yıl sonra
bulup bir yolunu,
heybetle önümde peyda oldular.

Hınca hınç geldiler.
Hiç affetmediler..

Güven ve huzur duygusu katledildi.
Güven ve huzur duygusu idam edildi.

Koysalar beni
hıtan ülkesinin misklerine,
süruru mu getirirler çehreme?

Güneş görmüş bir tomurcuk olmak isterdim.
Gece uyurken yastığımda
belki çığlığımı sustururdum
Ama ağlardım..

Bütün benliğimle
güneşe doğru açılmak isterdim.
İsterdim ancak
Ben bir çiçek değildim..

Sessizlik öfkemi büyüttü.
Sessizlik çığlığımı büyüttü.
Yalnızlığımı,
derinliğini kuyumun...

O esmer çehre
hiç bu kadar uzun ağlamamıştı.
Hiç bu kadar kederin bağrı üzerinde
elem katreleri dökmemişti.

Ve ellerim dizlerimde ağlıyordum.

Olmamalıydım bu kadar ürkek,
ceylanlar gibi.
Bu kadar kırılgan,
dallar gibi.

Yıldırımların fevriliğine denk gelmiştim.
Halbuki az evvel güneş vardı.
Az evvel cennet vardı onun gözlerinde.

Ancak neden böyle oldu ki?
Neden incindik böyle beyhude?

Kanaryalar gibiydi bedenim
birden bir fırtınayla irkiliyordum.

Duraksıyordum,
aksıyordum.
Sıtmaya tutuluyordum.
Biçare üşüyordum...

Sahi,
bu denli bir uzleti hak ediyor muydum?

Şakayıklar ile süslesen,
bu ceriha iyileşir mi?

Ama duam o ki;
Allah amel defterini süslesin.
Çünkü bana bu dünyada
her şeyden öncesin.

Şimdi gönlüm
bâğ-ı Babil gibi.

Senin makamında olduğum sürece
Artık müteessif değilim.
Çünkü ikimizde eğildik.
Buğdaylarını taşıyamayan
başaklar gibi.
İkimizde lale sezonunu kaçırdık.

Diyorum ya gökyüzü siyahtı,
artık laciverde dönmeye başladı..
Nereden bileceksin belki;
birgün maviye döner.


Muş, 05/05/2026
Rukiye Suna
dildade

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

GÜLGİLLERDEN (ŞİİR)

İndi yağmurlar kemiklerine, hüznümün. Çehresi soluk, kansere yakalanmış çiçeklerim. Ümidin ortadan ikiye yarılışı, yer ve gök gibi. Bileklerimden tut ve ellerimi okşa, sevgili. Yeter, ahzanın defterleri tarumar edişi. Kaybettiğin sevgi dolu yürekleri kabristanda. İnanmam artık, şuh atların dolu dizgin koştuğuna. Fırtınalar yön değiştirdi; yetiş, sevgili. Gidişin, sana elemli bir nedamet yaşattıysa, Duy sesimi; inleyiş içindedir çiçeklerim. Fezaya anlatsam zulümlerini Göğsümde bir bölge çürümek üzeredir; yetiş. Pek sürmez, dedi saadeti aşk ikliminin. Biliyorum, hayat sade ve tekdüze değil. Soğuk ve ıssız bir gecede Isınmak için sana geldim; inan, yalan değil. Böldü uykularımı, bulutların huzursuzluğu. Dün, bugünden o kadar uzak ki; ne dehşet! Çünkü hayalinin dumanıyla sersem gibiyim. Hayalinle yaşamak ne mümkün; suretini bahşet. İlkbahardı; buselik yanaklarınla gülüyordun. Aşka öyle benziyordun ki, bütün duygular eriyordu. Beni aşıklıkta yenebilecek hangi güç var? Söyle: ker...

Yüreğimi sana hasrettim(Şiir)

"Bu şiiri, efsane prens dizisi oyuncusu Jumoong’u arayan kadının ‘Yesoya’ anısına yazdım; eşini ararken duyduğu esef duygularını yansıtmaya çalıştım.” Dalgın dalgın dolaştım şehirlerde; yoksun diye parelendi dağlar feryat figan. Bir muamma içreyim denizlerde; aksın diye narelendi yüreğim, neredesin? Kupkuru soğukta adını ilân ettim; kerem edip yolunu gösteren olmadı. Sırrı ayan eder diye bir arslanı takip ettim; yükseklerde mi uçar haberin, neredesin? Gül kokusu sürünüyordu genç kadınlar, kapıda işten dönen kocalarını bekleyerek. Bırakın yitiği olan kadınlar ağlasınlar; hançerlere mi değdi kanın, neredesin? Felaketler vahim hâlime aşkı getirdi; saba rüzgârı hani hafifti, hüznü getirdi. Her sabah böyle mi başlayacak sancılar? Set mi çektin gözlerime, neredesin? Duydum ki neşeni başka yâre vermişsin; aşk meydanında bensiz yenilmişsin. Görkemli bir düğün hazırlatmışsın; doğuda ölüm var, güneş doğmuyor… neredesin? dildâde  Muş, 26/09/2025

Aşkına sitem göğsüme düğüm(şiir)

Sazende her vuruşunda sazın tellerine, Göğsümde hayaller titreşir. Neyzen her üfürüşünde neye, İçimden ben düşerim; Olmadık kelimelere, gereksiz boş hecelere. Beni hiç anlama... Yay kasnak değil, nakış işlenen. Gerdikçe hedefe kilitlenir. Ok arşe değil; ne sestir ne aheng. Fırlatırsan kanatır, incitir. Beyhude incinir duygularım. Beni hiç anlama... Bir çeşit feryat ki göklerde saklanır; Ne ormanda ara ne mağarada. Yerden yükselen âhlar göklerde birikir. Sanma ki bir topuz darbesi kadar hafiftir; Şekilsiz, sûretsiz olduğunu sanma! Şayet meyledeceksen bu saatten sonra Beni hiç anlama... Farklı ırklardan ordular gelse beni ezemez. Bir kere göz ucuyla bakmıştın ya hani, İşte o zaman ölmüştüm! Ölmüştüm; aşkının zehrini emmiştim. Paramparça olan kalbim bir bütün hâlinde doğmuştu oysa. Beni hiç anlama... Beni şarapla baş başa bırak! Hüznün kanlı atını saldın üzerime. Ah vah edip de hâlime ağlama! Çünkü mızrak yarası derindir. Bunu ifşa et âleme; sakın sır olarak saklama! Delik deş...