Unutmayacağımı biliyorum.
Her şey bütün canlılığıyla karşımda...
Unutulmayacak...
Üzgünüm.
Ama ben bir kır çiçeği değilim!
Ben bir insanım...
Kanımla, bedenimle, kalbimle.
Küskündüm yağmurlara.
Hoyrat fırtınalarda sadece Allah'a gülümsedim.
Keşke tenhalarda inseydin yanıma...
Beni dağ keçileri gibi yalnız bırakmasaydın...
Zehirlenmiştim zehirli bir mantarla;
keşke yetişseydin!
Keşke o çığlıkları atarken ben,
sen yanımda olsaydın...
Firkat, firkat...
Kucağına düştüğüm gün gibi yanımda olsaydın.
Göğsüne yaklaştırdığın gün gibi.
Ama...
Vaveyla!..
Ben neden bu denli çiçeklere aşığım?
Çiçekler niçin içimde hiç solmadılar?
Niçin çiçekler bu kadar ulaşılmaz
ve bir o kadar ulaşılabilir?
Bundan böyle beni sar nergis çiçeğiyle,
benefşe kokuları saç üzerime.
Üzgünüm...
Fırtınaların bize yaptıkları için...
Üzgünüm...
Yüreğimde hürriyet yerine büyüyen pıhtı için.
Ve ırmaklar şarkısını söylerken,
içimde dev bir hıçkırıkla
uyanıyordum, uyanmasam sanki
batmakta olan hüzünler doğmayacak gibi
doğması gerekliymiş gibi..
Acıyordu sırtım.
Ama yere düşmemiştim.
Cılız bir gözyaşıyla,
Ben hayallerimi teselli ediyordum.
Çalarak tebessümleri en güleç yüzlerden
o yeşil elbiseyi ben giyinmiştim.
Küt saçlarımla Willy Wonka'ya ne kadar
benzemiştim....
Günahsız gözlerim
ve içine dolan ay şebnemi...
Gözlerimi öpüp yatağa koyuyordu bedenimi..
Bütün şebnemleri biriktiriyordum;
günahsız okyanuslar oluşuyordu.
Üzerime dökülürken ardıç dikeni,
konuşamazdı lisanım bedenim istiladayken.
Ve ben bu uzleti haketmiyordum.
Uzunca bir süre
ellerim dizlerimde ağladım.
Sanırım bu dünyaya gelmemin bir ecriydi bu.
Yoksa zaten
ben de bir günah işlememiştim.
Sırtımda bir hortum yarasıyla...
Acaba ne günah işlemiştim?
Elbiselerim pare pare edilmişti.
O kadar yoksundum ki onun şefkatinden...
Ayaklarına kapanırdım.
Ve “ben bu uzleti haketmiyorum” derdim.
Dolunayın kucağında
Öksüz kalmıştım.
Yitik bir tebessümle
esefliydim..
Üflesem şişmezdi balonlarım
Çünkü esefliydi.
Nasıl incittirsin bu alemi?
Ellerinde çamurdan yapılmış
çömleklerle..
Ezilen ruhuma iniltiler besteledim.
Suskunlukla kaynaştım,
sonra hırpalandım.
En saf yerinden deştiler kalbimi.
Dehşetti;
dehşetler binlerceydi.
Unuttum sanmıştım...
Yirmi yıl sonra
bulup bir yolunu,
heybetle önümde peyda oldular.
Hınca hınç geldiler.
Hiç affetmediler..
Güven ve huzur duygusu katledildi.
Güven ve huzur duygusu idam edildi.
Koysalar beni
hıtan ülkesinin misklerine,
süruru mu getirirler çehreme?
Güneş görmüş bir tomurcuk olmak isterdim.
Gece uyurken yastığımda
belki çığlığımı sustururdum
Ama ağlardım..
Bütün benliğimle
güneşe doğru açılmak isterdim.
İsterdim ancak
Ben bir çiçek değildim..
Sessizlik öfkemi büyüttü.
Sessizlik çığlığımı büyüttü.
Yalnızlığımı,
derinliğini kuyumun...
O esmer çehre
hiç bu kadar uzun ağlamamıştı.
Hiç bu kadar kederin bağrı üzerinde
elem katreleri dökmemişti.
Ve ellerim dizlerimde ağlıyordum.
Olmamalıydım bu kadar ürkek,
ceylanlar gibi.
Bu kadar kırılgan,
dallar gibi.
Yıldırımların fevriliğine denk gelmiştim.
Halbuki az evvel güneş vardı.
Az evvel cennet vardı onun gözlerinde.
Ancak neden böyle oldu ki?
Neden incindik böyle beyhude?
Kanaryalar gibiydi bedenim
birden bir fırtınayla irkiliyordum.
Duraksıyordum,
aksıyordum.
Sıtmaya tutuluyordum.
Biçare üşüyordum...
Sahi,
bu denli bir uzleti hak ediyor muydum?
Şakayıklar ile süslesen,
bu ceriha iyileşir mi?
Ama duam o ki;
Allah amel defterini süslesin.
Çünkü bana bu dünyada
her şeyden öncesin.
Şimdi gönlüm
bâğ-ı Babil gibi.
Senin makamında olduğum sürece
Artık müteessif değilim.
Çünkü ikimizde eğildik.
Buğdaylarını taşıyamayan
başaklar gibi.
İkimizde lale sezonunu kaçırdık.
Diyorum ya gökyüzü siyahtı,
artık laciverde dönmeye başladı..
Nereden bileceksin belki;
birgün maviye döner.
Muş, 05/05/2026
Acıyordu sırtım.
Ama yere düşmemiştim.
Cılız bir gözyaşıyla,
Ben hayallerimi teselli ediyordum.
Çalarak tebessümleri en güleç yüzlerden
o yeşil elbiseyi ben giyinmiştim.
Küt saçlarımla Willy Wonka'ya ne kadar
benzemiştim....
Günahsız gözlerim
ve içine dolan ay şebnemi...
Gözlerimi öpüp yatağa koyuyordu bedenimi..
Bütün şebnemleri biriktiriyordum;
günahsız okyanuslar oluşuyordu.
Üzerime dökülürken ardıç dikeni,
konuşamazdı lisanım bedenim istiladayken.
Ve ben bu uzleti haketmiyordum.
Uzunca bir süre
ellerim dizlerimde ağladım.
Sanırım bu dünyaya gelmemin bir ecriydi bu.
Yoksa zaten
ben de bir günah işlememiştim.
Sırtımda bir hortum yarasıyla...
Acaba ne günah işlemiştim?
Elbiselerim pare pare edilmişti.
O kadar yoksundum ki onun şefkatinden...
Ayaklarına kapanırdım.
Ve “ben bu uzleti haketmiyorum” derdim.
Dolunayın kucağında
Öksüz kalmıştım.
Yitik bir tebessümle
esefliydim..
Üflesem şişmezdi balonlarım
Çünkü esefliydi.
Nasıl incittirsin bu alemi?
Ellerinde çamurdan yapılmış
çömleklerle..
Ezilen ruhuma iniltiler besteledim.
Suskunlukla kaynaştım,
sonra hırpalandım.
En saf yerinden deştiler kalbimi.
Dehşetti;
dehşetler binlerceydi.
Unuttum sanmıştım...
Yirmi yıl sonra
bulup bir yolunu,
heybetle önümde peyda oldular.
Hınca hınç geldiler.
Hiç affetmediler..
Güven ve huzur duygusu katledildi.
Güven ve huzur duygusu idam edildi.
Koysalar beni
hıtan ülkesinin misklerine,
süruru mu getirirler çehreme?
Güneş görmüş bir tomurcuk olmak isterdim.
Gece uyurken yastığımda
belki çığlığımı sustururdum
Ama ağlardım..
Bütün benliğimle
güneşe doğru açılmak isterdim.
İsterdim ancak
Ben bir çiçek değildim..
Sessizlik öfkemi büyüttü.
Sessizlik çığlığımı büyüttü.
Yalnızlığımı,
derinliğini kuyumun...
O esmer çehre
hiç bu kadar uzun ağlamamıştı.
Hiç bu kadar kederin bağrı üzerinde
elem katreleri dökmemişti.
Ve ellerim dizlerimde ağlıyordum.
Olmamalıydım bu kadar ürkek,
ceylanlar gibi.
Bu kadar kırılgan,
dallar gibi.
Yıldırımların fevriliğine denk gelmiştim.
Halbuki az evvel güneş vardı.
Az evvel cennet vardı onun gözlerinde.
Ancak neden böyle oldu ki?
Neden incindik böyle beyhude?
Kanaryalar gibiydi bedenim
birden bir fırtınayla irkiliyordum.
Duraksıyordum,
aksıyordum.
Sıtmaya tutuluyordum.
Biçare üşüyordum...
Sahi,
bu denli bir uzleti hak ediyor muydum?
Şakayıklar ile süslesen,
bu ceriha iyileşir mi?
Ama duam o ki;
Allah amel defterini süslesin.
Çünkü bana bu dünyada
her şeyden öncesin.
Şimdi gönlüm
bâğ-ı Babil gibi.
Senin makamında olduğum sürece
Artık müteessif değilim.
Çünkü ikimizde eğildik.
Buğdaylarını taşıyamayan
başaklar gibi.
İkimizde lale sezonunu kaçırdık.
Diyorum ya gökyüzü siyahtı,
artık laciverde dönmeye başladı..
Nereden bileceksin belki;
birgün maviye döner.
Muş, 05/05/2026
Rukiye Suna
dildade
dildade
Yorumlar
Yorum Gönder