Ânın çün yazdeh ahter, âfitâb u mâh; alâmeti şân, Biraderân gamz edip mâahu tebaul ediyordu. Sadırlarındaki fenâlık ile Çâh, Yusuf’a gebe kalıyordu. Velâdet, kervana kısmet; Defîneye mâlik vâli, riş’ini zaptedip Çeşmini ândan ayırmıyordu. Ki ummadığı desîselerin Sadâ-yı kademini duymuyor, Âdeta Zeliha’nın âğuşuna Gevher saçıyordu. Yusuf’un cemâli, Zeliha’nın haysiyet nîkâbını yırttığı demde, Mahbesler onun dârı, kasrı oluyordu. Ânın sevgisiyle Zeliha'ın dâmeni Mısır’ı süpürüyor; Elemiyle ehramlardan âli, Nâlânı ile emvâc-ı Nîl’e ahenk katıyordu. Hicran oduyla Yakup, çeşminden Yâkût-u müzâb akıtıyordu. Yusuf, iki gönüle Sehm-i od fırlatıyor, Hâkezâ isabet ediyordu. Rûyası, Mısır semâsında kandil; Kenân yollarında hayme oluyordu. Gerdanlık edasıyla Asılıyordu gerdanına mahbesin. Sümbüle-i seb’a, Eşrât-ı kaht-ı Mısır; Te’vîli ile Nübüvvetine işaret ediyordu. Kal’ ediliyordu Gerdanından mahbesin; Sürgüler açılıyordu. Mahbesin kandilleri N...
RUKİYE SUNA YAZILARI VE ŞİİRLERİ
Siz bizi bir görseydiniz rahmet tepelerinde, aşk kadehlerini elsiz parmaksız nasıl sunduğumuzu.. M.İbni Arabi