Ana içeriğe atla

Kayıtlar

ALLAH KALPLERİNİZDE OLANI BİLİR

En son yayınlar

ESİRGENEN KANATLAR

Sana emniyet sağladıklarını düşündüler; halbuki bu bir lütuf değildi. Bu, bir tür dizgindi; sana yön vermeye çalıştıkları. Senin inandıkların ile onların inandıkları arasında bir köprü yoktu. Sen firuze diyordun, onlar kehribar. Sen yaş diyordun, onlar kuru. Himaye etmeye çalıştıkları bir ördek değildi. Hafif sinesiyle uçan sarı bir kanaryaydı. Tuttular en nihayetinde seni. Saf bir fidanın yetişip büyümeyle ilgili olan bütün aşkını, suyunu, hücrelerini katrana batırdılar. Bir de kabilelerin lafızlarını üzerine salıp masumiyetine kabahat deyiverdiler. Hassas gönlün yağmur gibi incelmeye başlamıştı. Senin tablona fırça vuramazlar!.. Doğruysa onlarındır doğruları!.. Senin duvarına çivi çakamazlar!.. O mahallede gezesin diye tabanı beyaz bir ayakkabı almadılar sana. Üzgünüm. İki sütun dikip araya tel örgü taktılar. Tel örgüler çok kâvîydi hani? Hayır, halbuki onlar yanlış sandı. O mücevher o sandığın değildi. Neden ışıltılı şeyleri gizlediler? İsabetli olmadı ...

ŞEYDÂ (ŞİİR)

Hüsnündeki fitne basiretimi açtı, Şimdi diyebilirler mi: “O bir yoksul, o kimsesiz.” Kâmetini gören iki göz işkencededir, Bâtınını gören ise karamsarlığı unutur. Şaşkınım ben, bedbaht bir beşerim; Nerede ey azizler, beşâreti sevgilimin? Yıktığın o dağları kaldırmaya muktedir değilim, Bir busenle ölür, sonra dirilirim. Ben elmas değilim, maden sensin; İçimde biraz arzu varsa o da sendendir. Ben hüsn değilim, güzellik sensin; Çorak topraklar gibi yarık dudaklarım. Ben toprağım, hazine sensin; Bir çöl kadar susuzdur aşkım. Bir lütuf, bir armağansın; Ne zaman hilâle baksam gümüşsü tenin beliriverir. Aydınlık çehrene bürünen yıldızlar var, Kirpiğinin karası içimdeki gece. Ve gözlerin anlaşılması zor bir bilmece; Haykırdım, sonsuzluk işitsin sesimi. Gözlerin elâydı, belki amber çiçeği; Ben seninle sarmaş dolaş gezsem kevn ü mekânı. Unutsam şebâbımın en hazin gecesini, Lâl dudağından içsem aşkın şerbetini. Diline değen balı kıskanırım, ...

Rüya-yı Yusufiye ( Şiir)

Ânın çün yazdeh ahter, âfitâb u mâh; alâmeti şân, Biraderân gamz edip mâahu tebaul ediyordu. Sadırlarındaki fenâlık ile Çâh, Yusuf’a gebe kalıyordu. Velâdet, kervana kısmet; Defîneye mâlik vâli, riş’ini zaptedip Çeşmini ândan ayırmıyordu. Ki ummadığı desîselerin Sadâ-yı kademini duymuyor, Âdeta Zeliha’nın âğuşuna Gevher saçıyordu. Yusuf’un cemâli, Zeliha’nın haysiyet nîkâbını yırttığı demde, Mahbesler onun dârı, kasrı oluyordu. Ânın sevgisiyle Zeliha'ın dâmeni Mısır’ı süpürüyor; Elemiyle ehramlardan âli, Nâlânı ile emvâc-ı Nîl’e ahenk katıyordu. Hicran oduyla Yakup, çeşminden Yâkût-u müzâb akıtıyordu. Yusuf, iki gönüle Sehm-i od fırlatıyor, Hâkezâ isabet ediyordu. Rûyası, Mısır semâsında kandil; Kenân yollarında hayme oluyordu. Gerdanlık edasıyla Asılıyordu gerdanına mahbesin. Sümbüle-i seb’a, Eşrât-ı kaht-ı Mısır; Te’vîli ile Nübüvvetine işaret ediyordu. Kal’ ediliyordu Gerdanından mahbesin; Sürgüler açılıyordu. Mahbesin kandilleri N...

ÇALABIN TAHTI (ŞİİR)

Bir âh çeksem âlemin çatısı yerle bir olur. Bir cilveyle harlanır âhımın âteşi. Oysa şurada şuh çiçekler parıldar. Yüzünde ak allık, nâzenindir dolunay. Bense gamımdan ötürü tandır gibi yanmaktayım. Bakışlarım, arşın bûsesine mânâlar yüklemekte; Oysa mânâ benim, tesellinin ta kendisiyim. Onunla iftihar eden dudaklarım, Kalbime şerbet içirir. Oysa felekler benim, ufkun ta kendisiyim. Gamsız geçen her gece sanki bir cehennem. Dost arıyorum dedim, külhâna götürdüler beni. Aşkın fetvasında sanki görüş içindeydiler. Dağıldım ummana, sığmadım; bunda bir beis görmediler. Sonra bir cennet gördüm; Başımın üstünde değil, dizinin dibinde. Bir buyruk söyle, yeter ki göğsümü kan edeyim; Çirkefin zincirinden eteğine sarılayım. Hükmüne râm olsam, bostanını bana açar mısın? Bitâp düştüm hicr ile, ezildim; yarama bakar mısın? Oysa türâb benim, ayna benim, gedâ benim. Çok edalı yürüyordun, Şalın omuzlarından kayıverdi. Toprağa değen şalın, toprağın canına kast eyledi. Beyhûde mest değilim; T...

GÜLGİLLERDEN (ŞİİR)

İndi yağmurlar kemiklerine, hüznümün. Çehresi soluk, kansere yakalanmış çiçeklerim. Ümidin ortadan ikiye yarılışı, yer ve gök gibi. Bileklerimden tut ve ellerimi okşa, sevgili. Yeter, ahzanın defterleri tarumar edişi. Kaybettiğin sevgi dolu yürekleri kabristanda. İnanmam artık, şuh atların dolu dizgin koştuğuna. Fırtınalar yön değiştirdi; yetiş, sevgili. Gidişin, sana elemli bir nedamet yaşattıysa, Duy sesimi; inleyiş içindedir çiçeklerim. Fezaya anlatsam zulümlerini Göğsümde bir bölge çürümek üzeredir; yetiş. Pek sürmez, dedi saadeti aşk ikliminin. Biliyorum, hayat sade ve tekdüze değil. Soğuk ve ıssız bir gecede Isınmak için sana geldim; inan, yalan değil. Böldü uykularımı, bulutların huzursuzluğu. Dün, bugünden o kadar uzak ki; ne dehşet! Çünkü hayalinin dumanıyla sersem gibiyim. Hayalinle yaşamak ne mümkün; suretini bahşet. İlkbahardı; buselik yanaklarınla gülüyordun. Aşka öyle benziyordun ki, bütün duygular eriyordu. Beni aşıklıkta yenebilecek hangi güç var? Söyle: ker...

Dildâde

Yetti, hun olduğum al şaraplı bardakta. Bir katredir evren, senin şehla bakışında. Yol sormak, klavuza suç mu? Bu dehşetli arazide, yapayalnız kalmak yetti. Gidersen, burkulur yüreğim. Yetti, kan oldu yüreğim, tuzağına düştüm. Gam dolu bir gönülle ancak ben Gürlerim, yıldırımlar gibi; aşka nankörlük edemem. Bir çığlıktı engin dağlarda, yüreğim hiç susmadı. Bir çığ gibi döküldüm; yüreğimi harladın. Yetti, esmer kumruların sükûtu, cilvesi. Mertebesi yücedir o lale yanakların. Yaseminlerle çektiğin sınıra, Aşırı giderek sarhoş rüzgarlar göndersem. Yetti artık, dokunsam taç yapraklarına, Buseler kondursam süeda mizacına. Kalbimin hürriyetini sattım kahr eden şafağa. Şefkat madenine doğru yol almak suç mu? Bahtiyar değilim şimdi. Süslenmiş gerdanına haleler çizmek suç mu? Yetti, gam dolu bir gönülle ancak ben Gürlerim, yıldırımlar gibi; aşka nankörlük edemem. dildâde Muş, 13/01/2026 00.40