Ana içeriğe atla

Kayıtlar

ŞEYDÂ (ŞİİR)

En son yayınlar

Rüya-yı Yusufiye ( Şiir)

Ânın çün yazdeh ahter, âfitâb u mâh; alâmeti şân, Biraderân gamz edip mâahu tebaul ediyordu. Sadırlarındaki fenâlık ile Çâh, Yusuf’a gebe kalıyordu. Velâdet, kervana kısmet; Defîneye mâlik vâli, riş’ini zaptedip Çeşmini ândan ayırmıyordu. Ki ummadığı desîselerin Sadâ-yı kademini duymuyor, Âdeta Zeliha’nın âğuşuna Gevher saçıyordu. Yusuf’un cemâli, Zeliha’nın haysiyet nîkâbını yırttığı demde, Mahbesler onun dârı, kasrı oluyordu. Ânın sevgisiyle Zeliha'ın dâmeni Mısır’ı süpürüyor; Elemiyle ehramlardan âli, Nâlânı ile emvâc-ı Nîl’e ahenk katıyordu. Hicran oduyla Yakup, çeşminden Yâkût-u müzâb akıtıyordu. Yusuf, iki gönüle Sehm-i od fırlatıyor, Hâkezâ isabet ediyordu. Rûyası, Mısır semâsında kandil; Kenân yollarında hayme oluyordu. Gerdanlık edasıyla Asılıyordu gerdanına mahbesin. Sümbüle-i seb’a, Eşrât-ı kaht-ı Mısır; Te’vîli ile Nübüvvetine işaret ediyordu. Kal’ ediliyordu Gerdanından mahbesin; Sürgüler açılıyordu. Mahbesin kandilleri N...

PIHTI (ŞİİR)

Unutmayacağımı biliyorum. Her şey bütün canlılığıyla karşımda... Unutulmayacak... Üzgünüm. Ama ben bir kır çiçeği değilim! Ben bir insanım... Kanımla, bedenimle, kalbimle. Küskündüm yağmurlara. Hoyrat fırtınalarda sadece Allah'a gülümsedim. Keşke tenhalarda inseydin yanıma... Beni dağ keçileri gibi yalnız bırakmasaydın... Zehirlenmiştim zehirli bir mantarla; keşke yetişseydin! Keşke o çığlıkları atarken ben, sen yanımda olsaydın... Firkat, firkat... Kucağına düştüğüm gün gibi yanımda olsaydın. Göğsüne yaklaştırdığın gün gibi. Ama... Vaveyla!.. Ben neden bu denli çiçeklere aşığım? Çiçekler niçin içimde hiç solmadılar? Niçin çiçekler bu kadar ulaşılmaz ve bir o kadar ulaşılabilir? Bundan böyle beni sar nergis çiçeğiyle, benefşe kokuları saç üzerime. Üzgünüm... Fırtınaların bize yaptıkları için... Üzgünüm... Yüreğimde hürriyet yerine büyüyen pıhtı için. Ve ırmaklar şarkısını söylerken, içimde dev bir hıçkırıkla uyanıyordum, uyanmasam sanki ...

ÇALABIN TAHTI (ŞİİR)

Bir âh çeksem âlemin çatısı yerle bir olur. Bir cilveyle harlanır âhımın âteşi. Oysa şurada şuh çiçekler parıldar. Yüzünde ak allık, nâzenindir dolunay. Bense gamımdan ötürü tandır gibi yanmaktayım. Bakışlarım, arşın bûsesine mânâlar yüklemekte; Oysa mânâ benim, tesellinin ta kendisiyim. Onunla iftihar eden dudaklarım, Kalbime şerbet içirir. Oysa felekler benim, ufkun ta kendisiyim. Gamsız geçen her gece sanki bir cehennem. Dost arıyorum dedim, külhâna götürdüler beni. Aşkın fetvasında sanki görüş içindeydiler. Dağıldım ummana, sığmadım; bunda bir beis görmediler. Sonra bir cennet gördüm; Başımın üstünde değil, dizinin dibinde. Bir buyruk söyle, yeter ki göğsümü kan edeyim; Çirkefin zincirinden eteğine sarılayım. Hükmüne râm olsam, bostanını bana açar mısın? Bitâp düştüm hicr ile, ezildim; yarama bakar mısın? Oysa türâb benim, ayna benim, gedâ benim. Çok edalı yürüyordun, Şalın omuzlarından kayıverdi. Toprağa değen şalın, toprağın canına kast eyledi. Beyhûde mest değilim; T...

GÜLGİLLERDEN (ŞİİR)

İndi yağmurlar kemiklerine, hüznümün. Çehresi soluk, kansere yakalanmış çiçeklerim. Ümidin ortadan ikiye yarılışı, yer ve gök gibi. Bileklerimden tut ve ellerimi okşa, sevgili. Yeter, ahzanın defterleri tarumar edişi. Kaybettiğin sevgi dolu yürekleri kabristanda. İnanmam artık, şuh atların dolu dizgin koştuğuna. Fırtınalar yön değiştirdi; yetiş, sevgili. Gidişin, sana elemli bir nedamet yaşattıysa, Duy sesimi; inleyiş içindedir çiçeklerim. Fezaya anlatsam zulümlerini Göğsümde bir bölge çürümek üzeredir; yetiş. Pek sürmez, dedi saadeti aşk ikliminin. Biliyorum, hayat sade ve tekdüze değil. Soğuk ve ıssız bir gecede Isınmak için sana geldim; inan, yalan değil. Böldü uykularımı, bulutların huzursuzluğu. Dün, bugünden o kadar uzak ki; ne dehşet! Çünkü hayalinin dumanıyla sersem gibiyim. Hayalinle yaşamak ne mümkün; suretini bahşet. İlkbahardı; buselik yanaklarınla gülüyordun. Aşka öyle benziyordun ki, bütün duygular eriyordu. Beni aşıklıkta yenebilecek hangi güç var? Söyle: ker...

Dildâde

Yetti, hun olduğum al şaraplı bardakta. Bir katredir evren, senin şehla bakışında. Yol sormak, klavuza suç mu? Bu dehşetli arazide, yapayalnız kalmak yetti. Gidersen, burkulur yüreğim. Yetti, kan oldu yüreğim, tuzağına düştüm. Gam dolu bir gönülle ancak ben Gürlerim, yıldırımlar gibi; aşka nankörlük edemem. Bir çığlıktı engin dağlarda, yüreğim hiç susmadı. Bir çığ gibi döküldüm; yüreğimi harladın. Yetti, esmer kumruların sükûtu, cilvesi. Mertebesi yücedir o lale yanakların. Yaseminlerle çektiğin sınıra, Aşırı giderek sarhoş rüzgarlar göndersem. Yetti artık, dokunsam taç yapraklarına, Buseler kondursam süeda mizacına. Kalbimin hürriyetini sattım kahr eden şafağa. Şefkat madenine doğru yol almak suç mu? Bahtiyar değilim şimdi. Süslenmiş gerdanına haleler çizmek suç mu? Yetti, gam dolu bir gönülle ancak ben Gürlerim, yıldırımlar gibi; aşka nankörlük edemem. dildâde Muş, 13/01/2026 00.40

Aşk Ülkesi (Şiir)

Göğsünde kalp yerine alevli bir kor taşıyan insanın istediği serinliği istiyorum. Açılmış ufukları seyreden çiçekler gibi açılmak istiyorum. Bu dünyada eriyen bedenimi, diğer dünyada ruhumla uyandırmak istiyorum. Vahim hâlime bir çare, çile ardından bir çare istiyorum. Sevgili mihribandır; ben ise esef rüzgârı. Saadetli günlerime kast eylemişim. Şimdi kederinden ölüp dirilen birini görmek istersen, İşte, işte şurada inlemektedir. Görmek istersen güneşin yakıcı ışınları altında, dağ dağ yaralanmış şu kişiyi; İşte o, gerçek bir âşıktır. Aşkın sanatında söz yoktur; sükût vardır. Kat kat olmuş işkenceye, belki birkaç sedef, billur vardır. Verirse elini mahbub, âmik bir biat vardır. Kalbimdeki mührü kaldırıp feyzinle süslemek istiyorum. Rüzgârla, toprakla savrulup kâinatın damarlarında gezinmek istiyorum. Bed, siyah şeytandan kurtulup dolunay gibi ziyalı olmak istiyorum. Her an parlamakta olan tecelline karşı nefsimi izale etmek istiyorum. Bütün hırslarımı giderip bahçenle yetin...