Ana içeriğe atla

ALLAH KALPLERİNİZDE OLANI BİLİR



Sen okyanusların en derin yerinden çıkmış bir inci tanesi,
Aşk ülkesinden geliyorsun; benim ayaklarım gibi yüreğim de çırılçıplak ve seni ağırlıyorum.

Severken özgür olmalı insan, kanatlarını açarak.

Seviyorum; aklımı ardıma taktım, bir adım akıldan ilerideyim.

Tartışıyorum; çünkü akıllı insanları aşka ikna edemiyorum.

Aşk yüklüyüm; gönül elinde beyhude divane değilim.

Kendimi de akla ikna edemiyorum.

Bu tartışmalar uzayıp gidiyor; oysa aşk ne yüzeyde sabittir ne de zaman ile sınırlı.

Aşkın ruhunu istiyorum; lezzetini, ihtişamını...

Hangi asırda olursa olsun, aşkın ruhu değişmez.

Bilmek istiyorum; sevgilinin çehresini görmeden bu denli sevmek...

Hangi çılgın bunu yapar?

Sevmenin mahcubiyetiyle aramızdaki örtü kalksa...

Ve erisem mum gibi, yansam alevler gibi, dalgalansam sular gibi...

Ve yürüsem göğsümde ağır bir yükle, dağlar gibi.

Boşuna mı akar yağmurlar gözlerimden?

Çıldırmış şimşekler gibiyim;
Pervasız ve gözü kara...

Sen aşk ülkesinin gülü, bense elem ülkesinin külü.

Sen himmet güneşi, ben gaye.

Sen verdikçe ben alıyorum, sen aldıkça ben veriyorum.

Bende var olan en son şeye, hatta son kirpiğime kadar sana veriyorum.

Feda ediyorum bütün arzularımı, kuşkularımı, yaralarımı.

Feda ediyorum bana verdiğin en güzel şeyi.

Ben çiçekleri çok severim; şakayıkları özellikle.

Gelsem sana, beni bir bende olarak alsan, himayende saklasan...

Boynuma çiçekler taksan ve beni azat etmesen...

İşte o an hürriyetim başlar, yetimliğim, öksüzlüğüm biter.

Ruhumla geziniyor, birkaç asır öncesine, evvelkilere gidiyorum.

Geçmişte de seni buluyorum, gelecekte de.
Sahi, sen kimsin? Hem ezelsin hem ebedsin.

İçimdeki bu duyguyu sevdiklerimin kalbinde de buluyor olmak beni mesut ediyor.

Farklı yüreklerin yalnızca birini sevmesi onu zengin mi kılar?

Hayır! O, zengin olduğu için bu ikramı yapmıştır.

Aşk insana bir an içinde yoğun ilgiler yaratır.

Aşk insana gerçek varlığı gösterir.

Ve hüzünlenmek o zaman paha biçilmez olur.

Bilsem ki şimdi geleceksin, ne mutlu bana.

Bilsem ki gelmeyeceksin, esef bana.

Unutmak seni afetidir bir ruhun.

Aşkın ruhunu uyandır.

Esnamı kırdır, esrarı celbet ruhuna insanın.

İnsanı uyandır, fevk eyle makamını...

Rukiye Suna
Dildade
01/01/2026
03.47

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

GÜLGİLLERDEN (ŞİİR)

İndi yağmurlar kemiklerine, hüznümün. Çehresi soluk, kansere yakalanmış çiçeklerim. Ümidin ortadan ikiye yarılışı, yer ve gök gibi. Bileklerimden tut ve ellerimi okşa, sevgili. Yeter, ahzanın defterleri tarumar edişi. Kaybettiğin sevgi dolu yürekleri kabristanda. İnanmam artık, şuh atların dolu dizgin koştuğuna. Fırtınalar yön değiştirdi; yetiş, sevgili. Gidişin, sana elemli bir nedamet yaşattıysa, Duy sesimi; inleyiş içindedir çiçeklerim. Fezaya anlatsam zulümlerini Göğsümde bir bölge çürümek üzeredir; yetiş. Pek sürmez, dedi saadeti aşk ikliminin. Biliyorum, hayat sade ve tekdüze değil. Soğuk ve ıssız bir gecede Isınmak için sana geldim; inan, yalan değil. Böldü uykularımı, bulutların huzursuzluğu. Dün, bugünden o kadar uzak ki; ne dehşet! Çünkü hayalinin dumanıyla sersem gibiyim. Hayalinle yaşamak ne mümkün; suretini bahşet. İlkbahardı; buselik yanaklarınla gülüyordun. Aşka öyle benziyordun ki, bütün duygular eriyordu. Beni aşıklıkta yenebilecek hangi güç var? Söyle: ker...

Yüreğimi sana hasrettim(Şiir)

"Bu şiiri, efsane prens dizisi oyuncusu Jumoong’u arayan kadının ‘Yesoya’ anısına yazdım; eşini ararken duyduğu esef duygularını yansıtmaya çalıştım.” Dalgın dalgın dolaştım şehirlerde; yoksun diye parelendi dağlar feryat figan. Bir muamma içreyim denizlerde; aksın diye narelendi yüreğim, neredesin? Kupkuru soğukta adını ilân ettim; kerem edip yolunu gösteren olmadı. Sırrı ayan eder diye bir arslanı takip ettim; yükseklerde mi uçar haberin, neredesin? Gül kokusu sürünüyordu genç kadınlar, kapıda işten dönen kocalarını bekleyerek. Bırakın yitiği olan kadınlar ağlasınlar; hançerlere mi değdi kanın, neredesin? Felaketler vahim hâlime aşkı getirdi; saba rüzgârı hani hafifti, hüznü getirdi. Her sabah böyle mi başlayacak sancılar? Set mi çektin gözlerime, neredesin? Duydum ki neşeni başka yâre vermişsin; aşk meydanında bensiz yenilmişsin. Görkemli bir düğün hazırlatmışsın; doğuda ölüm var, güneş doğmuyor… neredesin? dildâde  Muş, 26/09/2025

Dildâde

Yetti, hun olduğum al şaraplı bardakta. Bir katredir evren, senin şehla bakışında. Yol sormak, klavuza suç mu? Bu dehşetli arazide, yapayalnız kalmak yetti. Gidersen, burkulur yüreğim. Yetti, kan oldu yüreğim, tuzağına düştüm. Gam dolu bir gönülle ancak ben Gürlerim, yıldırımlar gibi; aşka nankörlük edemem. Bir çığlıktı engin dağlarda, yüreğim hiç susmadı. Bir çığ gibi döküldüm; yüreğimi harladın. Yetti, esmer kumruların sükûtu, cilvesi. Mertebesi yücedir o lale yanakların. Yaseminlerle çektiğin sınıra, Aşırı giderek sarhoş rüzgarlar göndersem. Yetti artık, dokunsam taç yapraklarına, Buseler kondursam süeda mizacına. Kalbimin hürriyetini sattım kahr eden şafağa. Şefkat madenine doğru yol almak suç mu? Bahtiyar değilim şimdi. Süslenmiş gerdanına haleler çizmek suç mu? Yetti, gam dolu bir gönülle ancak ben Gürlerim, yıldırımlar gibi; aşka nankörlük edemem. dildâde Muş, 13/01/2026 00.40