Sana emniyet sağladıklarını düşündüler; halbuki bu bir lütuf değildi. Bu, bir tür dizgindi; sana yön vermeye çalıştıkları. Senin inandıkların ile onların inandıkları arasında bir köprü yoktu. Sen firuze diyordun, onlar kehribar. Sen yaş diyordun, onlar kuru. Himaye etmeye çalıştıkları bir ördek değildi. Hafif sinesiyle uçan sarı bir kanaryaydı. Tuttular en nihayetinde seni. Saf bir fidanın yetişip büyümeyle ilgili olan bütün aşkını, suyunu, hücrelerini katrana batırdılar. Bir de kabilelerin lafızlarını üzerine salıp masumiyetine kabahat deyiverdiler. Hassas gönlün yağmur gibi incelmeye başlamıştı. Senin tablona fırça vuramazlar!.. Doğruysa onlarındır doğruları!.. Senin duvarına çivi çakamazlar!.. O mahallede gezesin diye tabanı beyaz bir ayakkabı almadılar sana. Üzgünüm. İki sütun dikip araya tel örgü taktılar. Tel örgüler çok kâvîydi hani? Hayır, halbuki onlar yanlış sandı. O mücevher o sandığın değildi. Neden ışıltılı şeyleri gizlediler? İsabetli olmadı ...
Siz bizi bir görseydiniz rahmet tepelerinde, aşk kadehlerini elsiz parmaksız nasıl sunduğumuzu.. M.İbni Arabi