Sana emniyet sağladıklarını düşündüler; halbuki bu bir lütuf değildi. Bu, bir tür dizgindi; sana yön vermeye çalıştıkları.
Senin inandıkların ile onların inandıkları arasında bir köprü yoktu.
Sen firuze diyordun, onlar kehribar.
Sen yaş diyordun, onlar kuru.
Himaye etmeye çalıştıkları bir ördek değildi. Hafif sinesiyle uçan sarı bir kanaryaydı.
Tuttular en nihayetinde seni. Saf bir fidanın yetişip büyümeyle ilgili olan bütün aşkını, suyunu, hücrelerini katrana batırdılar.
Bir de kabilelerin lafızlarını üzerine salıp masumiyetine kabahat deyiverdiler.
Hassas gönlün yağmur gibi incelmeye başlamıştı.
Senin tablona fırça vuramazlar!..
Doğruysa onlarındır doğruları!..
Senin duvarına çivi çakamazlar!..
O mahallede gezesin diye tabanı beyaz bir ayakkabı almadılar sana.
Üzgünüm.
İki sütun dikip araya tel örgü taktılar.
Tel örgüler çok kâvîydi hani?
Hayır, halbuki onlar yanlış sandı.
O mücevher o sandığın değildi.
Neden ışıltılı şeyleri gizlediler?
İsabetli olmadı fikirleri.
Nasıl seni yalnızca toprak sandılar?
Ruhunu, nefsini, aklını hesaba katmadılar.
Sen bir kuğuydun o yıllarda ama arzun şahinlerle söyleşmekti.
Bahtiyar değildin; çünkü söyleşmek, kötülük etmekti nefsine...
Luna Park'ta eğlenirken bir tarafın incinir diye değil, 10 yaşında bir kız çocuğu olmanın verdiği olgunlukla mecbur bırakıldın annenin dizinin dibinde esirgenmeye...
Sana bir taht kurdular, otur dediler diye mi bu iniltilerin?
Biliyorum, seni dul kadınlar gibi hayran bakışlardan sakınıp inzivada çürüttüklerini.
Gözlerinin akını kimseler görmesin... Karasını da.
Bir salsalar kanatlarını senin; belki şahikalarda, belki Çin'de, belki Atlas Okyanusu'nun bir ucunda şâdân buluverirler.
30 yıl kara kış gibi geçti.
Seninki 40 günlük bir çile değildi. 30 yıllık bir azap!..
Ehl-i nücumun söylediği mizacına tersti bu teslimiyetleri...
Bu vefa değildi; bu, bir sarsıntıydı lafügüzafın karşısında.
Bırakın o cevheri asıl sahibi eritsin!
Erguvan çiçeklerinin kokusunu erguvan çiçekleri öğretsin.
Bıraksınlar, fecri, mağribi Tanrı öğretsin sana!
İstemiştin bir keresinde okyanusun kıyısına gelen yemyeşil yosuna dokunmayı...
Mürdüm eriklerini ısırmayı, epekşi...
Zayıfladığını görünce üzülüyorum.
Tahammülün beni de yordu.
İncindim...
Üzgünüm...
Ama kuvvetine inanıyorum.
İnancına da.
Mücevherin üzerine gelen toz onun mahiyetine zarar vermez.
Sen mücevhersin.
Yakut ve zümrütsün.
Can...
07/06/2026- 23.30
Rukiye Suna
Dildade
Yorumlar
Yorum Gönder