Ana içeriğe atla

ESİRGENEN KANATLAR




Sana emniyet sağladıklarını düşündüler; halbuki bu bir lütuf değildi. Bu, bir tür dizgindi; sana yön vermeye çalıştıkları.

Senin inandıkların ile onların inandıkları arasında bir köprü yoktu.

Sen firuze diyordun, onlar kehribar.

Sen yaş diyordun, onlar kuru.

Himaye etmeye çalıştıkları bir ördek değildi. Hafif sinesiyle uçan sarı bir kanaryaydı.

Tuttular en nihayetinde seni. Saf bir fidanın yetişip büyümeyle ilgili olan bütün aşkını, suyunu, hücrelerini katrana batırdılar.

Bir de kabilelerin lafızlarını üzerine salıp masumiyetine kabahat deyiverdiler.

Hassas gönlün yağmur gibi incelmeye başlamıştı.

Senin tablona fırça vuramazlar!..
Doğruysa onlarındır doğruları!..
Senin duvarına çivi çakamazlar!..

O mahallede gezesin diye tabanı beyaz bir ayakkabı almadılar sana.

Üzgünüm.

İki sütun dikip araya tel örgü taktılar.
Tel örgüler çok kâvîydi hani?
Hayır, halbuki onlar yanlış sandı.

O mücevher o sandığın değildi.
Neden ışıltılı şeyleri gizlediler?
İsabetli olmadı fikirleri.

Nasıl seni yalnızca toprak sandılar?
Ruhunu, nefsini, aklını hesaba katmadılar.

Sen bir kuğuydun o yıllarda ama arzun şahinlerle söyleşmekti.

Bahtiyar değildin; çünkü söyleşmek, kötülük etmekti nefsine...

Luna Park'ta eğlenirken bir tarafın incinir diye değil, 10 yaşında bir kız çocuğu olmanın verdiği olgunlukla mecbur bırakıldın annenin dizinin dibinde esirgenmeye...

Sana bir taht kurdular, otur dediler diye mi bu iniltilerin?

Biliyorum, seni dul kadınlar gibi hayran bakışlardan sakınıp inzivada çürüttüklerini.

Gözlerinin akını kimseler görmesin... Karasını da.

Bir salsalar kanatlarını senin; belki şahikalarda, belki Çin'de, belki Atlas Okyanusu'nun bir ucunda şâdân buluverirler.

30 yıl kara kış gibi geçti.
Seninki 40 günlük bir çile değildi. 30 yıllık bir azap!..

Ehl-i nücumun söylediği mizacına tersti bu teslimiyetleri...
Bu vefa değildi; bu, bir sarsıntıydı lafügüzafın karşısında.

Bırakın o cevheri asıl sahibi eritsin!

Erguvan çiçeklerinin kokusunu erguvan çiçekleri öğretsin.

Bıraksınlar, fecri, mağribi Tanrı öğretsin sana!

İstemiştin bir keresinde okyanusun kıyısına gelen yemyeşil yosuna dokunmayı...
Mürdüm eriklerini ısırmayı, epekşi...

Zayıfladığını görünce üzülüyorum.
Tahammülün beni de yordu.
İncindim...
Üzgünüm...
Ama kuvvetine inanıyorum.
İnancına da.

Mücevherin üzerine gelen toz onun mahiyetine zarar vermez.
Sen mücevhersin.
Yakut ve zümrütsün.
Can...

07/06/2026- 23.30
Rukiye Suna
Dildade

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

GÜLGİLLERDEN (ŞİİR)

İndi yağmurlar kemiklerine, hüznümün. Çehresi soluk, kansere yakalanmış çiçeklerim. Ümidin ortadan ikiye yarılışı, yer ve gök gibi. Bileklerimden tut ve ellerimi okşa, sevgili. Yeter, ahzanın defterleri tarumar edişi. Kaybettiğin sevgi dolu yürekleri kabristanda. İnanmam artık, şuh atların dolu dizgin koştuğuna. Fırtınalar yön değiştirdi; yetiş, sevgili. Gidişin, sana elemli bir nedamet yaşattıysa, Duy sesimi; inleyiş içindedir çiçeklerim. Fezaya anlatsam zulümlerini Göğsümde bir bölge çürümek üzeredir; yetiş. Pek sürmez, dedi saadeti aşk ikliminin. Biliyorum, hayat sade ve tekdüze değil. Soğuk ve ıssız bir gecede Isınmak için sana geldim; inan, yalan değil. Böldü uykularımı, bulutların huzursuzluğu. Dün, bugünden o kadar uzak ki; ne dehşet! Çünkü hayalinin dumanıyla sersem gibiyim. Hayalinle yaşamak ne mümkün; suretini bahşet. İlkbahardı; buselik yanaklarınla gülüyordun. Aşka öyle benziyordun ki, bütün duygular eriyordu. Beni aşıklıkta yenebilecek hangi güç var? Söyle: ker...

Yüreğimi sana hasrettim(Şiir)

"Bu şiiri, efsane prens dizisi oyuncusu Jumoong’u arayan kadının ‘Yesoya’ anısına yazdım; eşini ararken duyduğu esef duygularını yansıtmaya çalıştım.” Dalgın dalgın dolaştım şehirlerde; yoksun diye parelendi dağlar feryat figan. Bir muamma içreyim denizlerde; aksın diye narelendi yüreğim, neredesin? Kupkuru soğukta adını ilân ettim; kerem edip yolunu gösteren olmadı. Sırrı ayan eder diye bir arslanı takip ettim; yükseklerde mi uçar haberin, neredesin? Gül kokusu sürünüyordu genç kadınlar, kapıda işten dönen kocalarını bekleyerek. Bırakın yitiği olan kadınlar ağlasınlar; hançerlere mi değdi kanın, neredesin? Felaketler vahim hâlime aşkı getirdi; saba rüzgârı hani hafifti, hüznü getirdi. Her sabah böyle mi başlayacak sancılar? Set mi çektin gözlerime, neredesin? Duydum ki neşeni başka yâre vermişsin; aşk meydanında bensiz yenilmişsin. Görkemli bir düğün hazırlatmışsın; doğuda ölüm var, güneş doğmuyor… neredesin? dildâde  Muş, 26/09/2025

Aşkına sitem göğsüme düğüm(şiir)

Sazende her vuruşunda sazın tellerine, Göğsümde hayaller titreşir. Neyzen her üfürüşünde neye, İçimden ben düşerim; Olmadık kelimelere, gereksiz boş hecelere. Beni hiç anlama... Yay kasnak değil, nakış işlenen. Gerdikçe hedefe kilitlenir. Ok arşe değil; ne sestir ne aheng. Fırlatırsan kanatır, incitir. Beyhude incinir duygularım. Beni hiç anlama... Bir çeşit feryat ki göklerde saklanır; Ne ormanda ara ne mağarada. Yerden yükselen âhlar göklerde birikir. Sanma ki bir topuz darbesi kadar hafiftir; Şekilsiz, sûretsiz olduğunu sanma! Şayet meyledeceksen bu saatten sonra Beni hiç anlama... Farklı ırklardan ordular gelse beni ezemez. Bir kere göz ucuyla bakmıştın ya hani, İşte o zaman ölmüştüm! Ölmüştüm; aşkının zehrini emmiştim. Paramparça olan kalbim bir bütün hâlinde doğmuştu oysa. Beni hiç anlama... Beni şarapla baş başa bırak! Hüznün kanlı atını saldın üzerime. Ah vah edip de hâlime ağlama! Çünkü mızrak yarası derindir. Bunu ifşa et âleme; sakın sır olarak saklama! Delik deş...