Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Mayıs, 2020 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

FUÂDIM YOLLARDA

 Yalnizca senin için bir kaç tane kalbe ihtiyacım var  Bana seni nasil sevmeliyim onun ilmini öğretmelisin Yanliş seversem günaha girermiyim?  Dar ağacına mi giydirilirim ? Yoksa gönlüne kast sayılırda Kısasmı uygulanır? Belkide genel bir afla kurtulurum ama Cürmüm sinemi alaşağı eder Bana seni nasıl sevmem gerektiğini öğretene dek Cahilce cürümler işleyip sendeleyeceğim Bana öğretmelisin Kalbinin kainat, kainatın kalbi sen olduğunu Bu cürümlerle kainatın kalbini incitmenin hüsran olacağını Benim gayem kalbinle bir süre oyalanmak olsaydı Cürümlerimin hamalı olurdum Gayem kalbinle rihlet etmek Hızıra hemrah olmak gibi Sorgusuz sualsiz Yarıyolda ayrılmadan Musa ( as ) gibi Muhabbet ilimlerin kuşatıcısıdır Bana sevmenin ilmini öğret Bu rihlette yolcuysam eğer Bana azık olarak sevgi yeter Bu rihlette amaç yolu bitirmek değil Yolu uzatmaktır Adımları saymak değil Kilometreleri katlamakta değildir Bu rihlet deve sırtında büküle büküle yol alma...

DOLUNAYIN SEVGİLİSİ

Bir işaretle ortadan ikiye ayrılan ey dolunay ! Sevincini anlıyorum ,hasretinide Yüzbinlerce yıldızın ortasındayken yerküredeki bir yıldıza vuruldun Belki de çoktan o güzelin ayrılıktan inleyen kütüğüyle muhabbetleşiyorsunuz Gökten yere , yerden göğe doğru Ağzınızı bıçak açmıyor, gönlünüzde bıçak yarası Muhammedi muhabbetiniz dilden değil gönülden dem vuruyor Dolunayın hasreti yıldızların diline düştü Kütüğün hasreti ise peşini bırakmayan bir nâlâna dönüştü Bende, biz Âdemiler için olan bir kaç geçici nefese aldanmaktan, nefse çekici gelen yıkıcı arzulara gönlümü vermekten, Allaha sığınıyorum Kader defterinin her sayfasında hasretten bir söz bir çizgi vardır Hasret Âdemilerin diyarına uğrayan, köyüne uğrayan , hânesine uğrayan tebdili kıyafetli bir yolcudur Hasretin varlığıyla vuslata susar Âdemi Hasret kıtalara ulaşsada , denizlere dalsada Kapıları çalsada, bu menzilde vuslat adında bir yoldaş bulamaz Vuslat, bu tekneden inince mekan ve zaman libasından soyulan ...

HİCRAN

Gönlümü saldım yurdundan çıkardım Yar ile arama hendek koydular Süreyyanın bizi izlediği tan vaktinde Mevlama için için yakardım Gözlerimi aldım kuşların heybesine kattım Yar ile arama kalın bir perde koydular Güneşin bizi izlediği zeval vaktinde Tüm dualarımı avuçlarıma bıraktım Bir ceylanı aldım göbeğine kokumu sardım Yar ile arama çölleri koydular Ayın bizi izlediği leyl vaktinde Gözlerimden vâhâya ırmak akıttım  Rukiye suna

BÎBAHA ELEM

İpek ipliğiyle tenine işlenmiş o ebrûlar kehkeşân âdetâ  Yükselir sadrımda nârâlar sicm eder dâima Bir nefeslik boşluk bırakmaz sukata-i nârâ  O ebrûlar kaç kelime kaç hece eder hisâb etsem, beyhûde çaba  Enâmilim değse kaleme, sa'y-ı mürekkeb kâfi değil   Ne lüzum deftere meşk u hat için Derunumda var iken elem-i bîbahâ, o ebrûlara ........ İpem ipliğiyle tenine işlenmiş o kaşların adeta samanyolu galaksisi  Göğsümde çığlıklar yükselir daima akış halindedir  Çığlık kırıntıları bir nefeslik boşluk bırakmaz  O kaşlar kaç kelime kaç hece eder bunu hesaplasam çabam boşunadır Parmaklarım kaleme değse mürekkebin çabası yetersiz kalır  Deftere ne lüzum yazıp çizmek için  Yüreğimde varken pahabiçilmez elem o kaşlara Rukiye Suna