Ânın çün yazdeh ahter, âfitâb u mâh; alâmeti şân,
Biraderân gamz edip mâahu tebaul ediyordu.
Sadırlarındaki fenâlık ile
Çâh, Yusuf’a gebe kalıyordu.
Velâdet, kervana kısmet;
Defîneye mâlik vâli, riş’ini zaptedip
Çeşmini ândan ayırmıyordu.
Ki ummadığı desîselerin
Sadâ-yı kademini duymuyor,
Âdeta Zeliha’nın âğuşuna
Gevher saçıyordu.
Yusuf’un cemâli,
Zeliha’nın haysiyet nîkâbını yırttığı demde,
Mahbesler onun dârı, kasrı oluyordu.
Ânın sevgisiyle
Zeliha'ın dâmeni Mısır’ı süpürüyor;
Elemiyle ehramlardan âli,
Nâlânı ile emvâc-ı Nîl’e ahenk katıyordu.
Hicran oduyla
Yakup, çeşminden
Yâkût-u müzâb akıtıyordu.
Yusuf, iki gönüle
Sehm-i od fırlatıyor,
Hâkezâ isabet ediyordu.
Rûyası, Mısır semâsında kandil;
Kenân yollarında hayme oluyordu.
Gerdanlık edasıyla
Asılıyordu gerdanına mahbesin.
Sümbüle-i seb’a,
Eşrât-ı kaht-ı Mısır;
Te’vîli ile
Nübüvvetine işaret ediyordu.
Kal’ ediliyordu
Gerdanından mahbesin;
Sürgüler açılıyordu.
Mahbesin kandilleri
Nârâ atıyor,
Dîlsuhte cidarı
Elemle inliyordu.
Sanki:
“Gitme!
Bende emvâc-ı Nîl’im,
Züleyhayım; yoktur dilim.”
diyordu.
Mısır’ın çâr deh sâl kaderi,
Yusuf’un te’vîli ile belirleniyordu.
Zeliha’nın sadrındaki
Sevâd-ül kalb uyanıyor,
Hevesin benzi soluyordu.
Yakup, Yusuf’unu tadhiye edince,
Çeşmindeki ak kalkıyor,
Hicran odu sönüyordu...
Anlamı;
Yusuf'un Rüyası
Onun için, on bir yıldız, güneş ve ay makam alametidir.
Kardeşleri göz kırpıp onunla oyun oynuyordu.
Gönüllerindeki fenalık ile
kuyu Yusuf'a gebe kalıyordu.
Doğum, kervana kısmet.
Hazineye mâlik vali, sakalını tutup
ondan gözlerini ayırmıyordu.
Ki ummadığı hilelerin ayak seslerini duymuyor,
adeta Züleyha'nın kucağına elmas saçıyordu.
Yusuf'un güzelliği, Züleyha'nın haysiyet perdesini yırttığı anda,
zindanlar onun evi, sarayı oluyordu.
Onun sevgisiyle Züleyha'nın eteği
Mısır'ı süpürüyor.
Acısıyla piramitlerden yüce,
iniltisi ile Nil'in dalgalarına ahenk katıyordu.
Ayrılık ateşiyle Yakup,
gözlerinden erimiş yakut akıtıyordu.
Yusuf iki gönüle ateş oku fırlatıyor,
öylece isabet ediyordu.
Rüyası, Mısır göğünde kandil,
Kenan yollarında çadır oluyordu.
Bir kolye edasıyla
asılıyordu boynuna zindanın.
Yedi başak mısırın kıtlık işareti,
rüya yorumu nübüvvetine işaret ediyordu.
Zindanın gerdanından koparılıyor,
sürgüler açılıyordu.
Zindanın kandilleri çığlık atıyor,
gönlü yanık duvarları elemle inliyordu .
Sanki:
Gitme!
"Bende dalgalarıyım Nil'in,
Züleyha'yım ama yoktur dilim." diyordu.
Mısır'ın on dört yıllık kaderi,
Yusuf'un yorumuyla belirleniyordu.
Züleyha'nın kalbinin süveydası uyanıyor,
hevesinin benzi soluyordu.
Yakup, Yusuf'unu kurban edince,
gözlerindeki ak kalkıyor,
ayrılık ateşi sönüyordu.
Rukiye Suna
dildâde
Muş
Onun için, on bir yıldız, güneş ve ay makam alametidir.
Kardeşleri göz kırpıp onunla oyun oynuyordu.
Gönüllerindeki fenalık ile
kuyu Yusuf'a gebe kalıyordu.
Doğum, kervana kısmet.
Hazineye mâlik vali, sakalını tutup
ondan gözlerini ayırmıyordu.
Ki ummadığı hilelerin ayak seslerini duymuyor,
adeta Züleyha'nın kucağına elmas saçıyordu.
Yusuf'un güzelliği, Züleyha'nın haysiyet perdesini yırttığı anda,
zindanlar onun evi, sarayı oluyordu.
Onun sevgisiyle Züleyha'nın eteği
Mısır'ı süpürüyor.
Acısıyla piramitlerden yüce,
iniltisi ile Nil'in dalgalarına ahenk katıyordu.
Ayrılık ateşiyle Yakup,
gözlerinden erimiş yakut akıtıyordu.
Yusuf iki gönüle ateş oku fırlatıyor,
öylece isabet ediyordu.
Rüyası, Mısır göğünde kandil,
Kenan yollarında çadır oluyordu.
Bir kolye edasıyla
asılıyordu boynuna zindanın.
Yedi başak mısırın kıtlık işareti,
rüya yorumu nübüvvetine işaret ediyordu.
Zindanın gerdanından koparılıyor,
sürgüler açılıyordu.
Zindanın kandilleri çığlık atıyor,
gönlü yanık duvarları elemle inliyordu .
Sanki:
Gitme!
"Bende dalgalarıyım Nil'in,
Züleyha'yım ama yoktur dilim." diyordu.
Mısır'ın on dört yıllık kaderi,
Yusuf'un yorumuyla belirleniyordu.
Züleyha'nın kalbinin süveydası uyanıyor,
hevesinin benzi soluyordu.
Yakup, Yusuf'unu kurban edince,
gözlerindeki ak kalkıyor,
ayrılık ateşi sönüyordu.
Rukiye Suna
dildâde
Muş
Yorumlar
Yorum Gönder