Ana içeriğe atla

Rüya-yı Yusufiye ( Şiir)




Ânın çün yazdeh ahter, âfitâb u mâh; alâmeti şân,
Biraderân gamz edip mâahu tebaul ediyordu.

Sadırlarındaki fenâlık ile
Çâh, Yusuf’a gebe kalıyordu.

Velâdet, kervana kısmet;
Defîneye mâlik vâli, riş’ini zaptedip
Çeşmini ândan ayırmıyordu.

Ki ummadığı desîselerin
Sadâ-yı kademini duymuyor,
Âdeta Zeliha’nın âğuşuna
Gevher saçıyordu.

Yusuf’un cemâli,
Zeliha’nın haysiyet nîkâbını yırttığı demde,
Mahbesler onun dârı, kasrı oluyordu.

Ânın sevgisiyle
Zeliha'ın dâmeni Mısır’ı süpürüyor;
Elemiyle ehramlardan âli,
Nâlânı ile emvâc-ı Nîl’e ahenk katıyordu.

Hicran oduyla
Yakup, çeşminden
Yâkût-u müzâb akıtıyordu.

Yusuf, iki gönüle
Sehm-i od fırlatıyor,
Hâkezâ isabet ediyordu.

Rûyası, Mısır semâsında kandil;
Kenân yollarında hayme oluyordu.

Gerdanlık edasıyla
Asılıyordu gerdanına mahbesin.

Sümbüle-i seb’a,
Eşrât-ı kaht-ı Mısır;
Te’vîli ile
Nübüvvetine işaret ediyordu.

Kal’ ediliyordu
Gerdanından mahbesin;
Sürgüler açılıyordu.

Mahbesin kandilleri
Nârâ atıyor,
Dîlsuhte cidarı
Elemle inliyordu.

Sanki:
“Gitme!
Bende emvâc-ı Nîl’im,
Züleyhayım; yoktur dilim.”
diyordu.

Mısır’ın çâr deh sâl kaderi,
Yusuf’un te’vîli ile belirleniyordu.

Zeliha’nın sadrındaki
Sevâd-ül kalb uyanıyor,
Hevesin benzi soluyordu.

Yakup, Yusuf’unu tadhiye edince,
Çeşmindeki ak kalkıyor,
Hicran odu sönüyordu...

Anlamı;

Yusuf'un Rüyası
Onun için, on bir yıldız, güneş ve ay makam alametidir.
Kardeşleri göz kırpıp onunla oyun oynuyordu.

Gönüllerindeki fenalık ile
kuyu Yusuf'a gebe kalıyordu.
Doğum, kervana kısmet.

Hazineye mâlik vali, sakalını tutup
ondan gözlerini ayırmıyordu.

Ki ummadığı hilelerin ayak seslerini duymuyor,
adeta Züleyha'nın kucağına elmas saçıyordu.

Yusuf'un güzelliği, Züleyha'nın haysiyet perdesini yırttığı anda,
zindanlar onun evi, sarayı oluyordu.

Onun sevgisiyle Züleyha'nın eteği
Mısır'ı süpürüyor.

Acısıyla piramitlerden yüce,
iniltisi ile Nil'in dalgalarına ahenk katıyordu.

Ayrılık ateşiyle Yakup,
gözlerinden erimiş yakut akıtıyordu.

Yusuf iki gönüle ateş oku fırlatıyor,
öylece isabet ediyordu.

Rüyası, Mısır göğünde kandil,
Kenan yollarında çadır oluyordu.

Bir kolye edasıyla
asılıyordu boynuna zindanın.

Yedi başak mısırın kıtlık işareti,
rüya yorumu nübüvvetine işaret ediyordu.

Zindanın gerdanından koparılıyor,
sürgüler açılıyordu.

Zindanın kandilleri çığlık atıyor,
gönlü yanık duvarları elemle inliyordu .

Sanki:
Gitme!
"Bende dalgalarıyım Nil'in,
Züleyha'yım ama yoktur dilim." diyordu.

Mısır'ın on dört yıllık kaderi,
Yusuf'un yorumuyla belirleniyordu.

Züleyha'nın kalbinin süveydası uyanıyor,
hevesinin benzi soluyordu.

Yakup, Yusuf'unu kurban edince,
gözlerindeki ak kalkıyor,
ayrılık ateşi sönüyordu.

Rukiye Suna
dildâde
Muş

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

GÜLGİLLERDEN (ŞİİR)

İndi yağmurlar kemiklerine, hüznümün. Çehresi soluk, kansere yakalanmış çiçeklerim. Ümidin ortadan ikiye yarılışı, yer ve gök gibi. Bileklerimden tut ve ellerimi okşa, sevgili. Yeter, ahzanın defterleri tarumar edişi. Kaybettiğin sevgi dolu yürekleri kabristanda. İnanmam artık, şuh atların dolu dizgin koştuğuna. Fırtınalar yön değiştirdi; yetiş, sevgili. Gidişin, sana elemli bir nedamet yaşattıysa, Duy sesimi; inleyiş içindedir çiçeklerim. Fezaya anlatsam zulümlerini Göğsümde bir bölge çürümek üzeredir; yetiş. Pek sürmez, dedi saadeti aşk ikliminin. Biliyorum, hayat sade ve tekdüze değil. Soğuk ve ıssız bir gecede Isınmak için sana geldim; inan, yalan değil. Böldü uykularımı, bulutların huzursuzluğu. Dün, bugünden o kadar uzak ki; ne dehşet! Çünkü hayalinin dumanıyla sersem gibiyim. Hayalinle yaşamak ne mümkün; suretini bahşet. İlkbahardı; buselik yanaklarınla gülüyordun. Aşka öyle benziyordun ki, bütün duygular eriyordu. Beni aşıklıkta yenebilecek hangi güç var? Söyle: ker...

Yüreğimi sana hasrettim(Şiir)

"Bu şiiri, efsane prens dizisi oyuncusu Jumoong’u arayan kadının ‘Yesoya’ anısına yazdım; eşini ararken duyduğu esef duygularını yansıtmaya çalıştım.” Dalgın dalgın dolaştım şehirlerde; yoksun diye parelendi dağlar feryat figan. Bir muamma içreyim denizlerde; aksın diye narelendi yüreğim, neredesin? Kupkuru soğukta adını ilân ettim; kerem edip yolunu gösteren olmadı. Sırrı ayan eder diye bir arslanı takip ettim; yükseklerde mi uçar haberin, neredesin? Gül kokusu sürünüyordu genç kadınlar, kapıda işten dönen kocalarını bekleyerek. Bırakın yitiği olan kadınlar ağlasınlar; hançerlere mi değdi kanın, neredesin? Felaketler vahim hâlime aşkı getirdi; saba rüzgârı hani hafifti, hüznü getirdi. Her sabah böyle mi başlayacak sancılar? Set mi çektin gözlerime, neredesin? Duydum ki neşeni başka yâre vermişsin; aşk meydanında bensiz yenilmişsin. Görkemli bir düğün hazırlatmışsın; doğuda ölüm var, güneş doğmuyor… neredesin? dildâde  Muş, 26/09/2025

Aşkına sitem göğsüme düğüm(şiir)

Sazende her vuruşunda sazın tellerine, Göğsümde hayaller titreşir. Neyzen her üfürüşünde neye, İçimden ben düşerim; Olmadık kelimelere, gereksiz boş hecelere. Beni hiç anlama... Yay kasnak değil, nakış işlenen. Gerdikçe hedefe kilitlenir. Ok arşe değil; ne sestir ne aheng. Fırlatırsan kanatır, incitir. Beyhude incinir duygularım. Beni hiç anlama... Bir çeşit feryat ki göklerde saklanır; Ne ormanda ara ne mağarada. Yerden yükselen âhlar göklerde birikir. Sanma ki bir topuz darbesi kadar hafiftir; Şekilsiz, sûretsiz olduğunu sanma! Şayet meyledeceksen bu saatten sonra Beni hiç anlama... Farklı ırklardan ordular gelse beni ezemez. Bir kere göz ucuyla bakmıştın ya hani, İşte o zaman ölmüştüm! Ölmüştüm; aşkının zehrini emmiştim. Paramparça olan kalbim bir bütün hâlinde doğmuştu oysa. Beni hiç anlama... Beni şarapla baş başa bırak! Hüznün kanlı atını saldın üzerime. Ah vah edip de hâlime ağlama! Çünkü mızrak yarası derindir. Bunu ifşa et âleme; sakın sır olarak saklama! Delik deş...