Ana içeriğe atla

SINANMA YERİ "DÜNYA"


Sallanıyorduk ensesinde dünyanın
Nasılda tebessüm ediyor
Gülünce sahteliği görünüyor
dişlerinden
Bilmedimki bu yeşil,mavi,kahve kürenin
Yıldızlara aykırı bir yanı vardı
Onlar parlıyordu menfaatsiz,
Dünya bir hiçken,
manası zillet ile bütünleşmişken,
maddi vasıflarıyla parıldıyordu.

Zaman ve mekan nikâbını örtünmüş,
kendi hududlarında desise atlası çiziyordu.
Allah zülcelâl o hududlar üzerinde" güzel amel işleyeni deneyececiğim"diyordu .
Süsleyip onu bir gelin edasıyla,
karışık nutfeden yaratılmış insana
altın işlemeli bir tepside sunuyordu.

İmtihan !!

"Yoksa siz sizden öncekilerin hali başiniza gelmeden cennete girivereceğinizi mi sandınız?"
hitabıyla irkilmen gerek ey insan !
Dünya düz değil
sakın ha döndüğünü unutma !
"Biraz korku, biraz açlık , birazda mallardan,canlardan ve ürünlerden eksiltme ile "
Önceki asırların acısını öğrenesin diye !
Sabrı öğrenesin diye!
Burası sabredenler için mesken değil
Konaklayıp göçme yeridir.

"Ayıklayacağım diyor azamet ve görkem sahibi Allahım,
Sizlerden cihat edenleri ve sabredenleri,
ve yaptıklarınız ile ilgili haberleri açıklayıncaya kadar sizi deneyeceğim"
Nasılda döküldük sahneye cennetlerin,ipeklerin ,ırmakların karnından !
Ve yırttık cennet libasını !

"İman ettik "

Ayağımıza pranga vurmamışlardı ,
Ateşe atmamışlardı,
Ağacın oratasından testereyle ikiye bölmemişlerdi ,
Yıllarca suçsuz bir şekilde zindanlarda mahbus kalmamıştık,
Vücudumuza misilleme yapmamişlardi
Can içi yavrularımızdan Allah uğruna ayrı düşmemiştik ,
Mağarada dostumuzla hicrete mecbur bırakılmamıştık ki
Bizim de ayak topuğumuz dost uğruna yılanın zehrini hissetsin,
Yedi arkadaşımız da olmadı.
İmanını göğsüne koyup, dağlarda mağaralara sığınan ,
Göğsünde taşıdığı iman ile
Kızgın kumlar üzerinde "Rabbini inkar et Muhammed' (sav) inkar et" diye işkence gören teninin rengi hor görülen ve "La ilahe illallah"diyen birinin eleminide duymadık.

İşte bizler ' iman etmiştik '
Bu denli sınanmadan .


Rukiye Suna

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

GÜLGİLLERDEN (ŞİİR)

İndi yağmurlar kemiklerine, hüznümün. Çehresi soluk, kansere yakalanmış çiçeklerim. Ümidin ortadan ikiye yarılışı, yer ve gök gibi. Bileklerimden tut ve ellerimi okşa, sevgili. Yeter, ahzanın defterleri tarumar edişi. Kaybettiğin sevgi dolu yürekleri kabristanda. İnanmam artık, şuh atların dolu dizgin koştuğuna. Fırtınalar yön değiştirdi; yetiş, sevgili. Gidişin, sana elemli bir nedamet yaşattıysa, Duy sesimi; inleyiş içindedir çiçeklerim. Fezaya anlatsam zulümlerini Göğsümde bir bölge çürümek üzeredir; yetiş. Pek sürmez, dedi saadeti aşk ikliminin. Biliyorum, hayat sade ve tekdüze değil. Soğuk ve ıssız bir gecede Isınmak için sana geldim; inan, yalan değil. Böldü uykularımı, bulutların huzursuzluğu. Dün, bugünden o kadar uzak ki; ne dehşet! Çünkü hayalinin dumanıyla sersem gibiyim. Hayalinle yaşamak ne mümkün; suretini bahşet. İlkbahardı; buselik yanaklarınla gülüyordun. Aşka öyle benziyordun ki, bütün duygular eriyordu. Beni aşıklıkta yenebilecek hangi güç var? Söyle: ker...

Yüreğimi sana hasrettim(Şiir)

"Bu şiiri, efsane prens dizisi oyuncusu Jumoong’u arayan kadının ‘Yesoya’ anısına yazdım; eşini ararken duyduğu esef duygularını yansıtmaya çalıştım.” Dalgın dalgın dolaştım şehirlerde; yoksun diye parelendi dağlar feryat figan. Bir muamma içreyim denizlerde; aksın diye narelendi yüreğim, neredesin? Kupkuru soğukta adını ilân ettim; kerem edip yolunu gösteren olmadı. Sırrı ayan eder diye bir arslanı takip ettim; yükseklerde mi uçar haberin, neredesin? Gül kokusu sürünüyordu genç kadınlar, kapıda işten dönen kocalarını bekleyerek. Bırakın yitiği olan kadınlar ağlasınlar; hançerlere mi değdi kanın, neredesin? Felaketler vahim hâlime aşkı getirdi; saba rüzgârı hani hafifti, hüznü getirdi. Her sabah böyle mi başlayacak sancılar? Set mi çektin gözlerime, neredesin? Duydum ki neşeni başka yâre vermişsin; aşk meydanında bensiz yenilmişsin. Görkemli bir düğün hazırlatmışsın; doğuda ölüm var, güneş doğmuyor… neredesin? dildâde  Muş, 26/09/2025

Dildâde

Yetti, hun olduğum al şaraplı bardakta. Bir katredir evren, senin şehla bakışında. Yol sormak, klavuza suç mu? Bu dehşetli arazide, yapayalnız kalmak yetti. Gidersen, burkulur yüreğim. Yetti, kan oldu yüreğim, tuzağına düştüm. Gam dolu bir gönülle ancak ben Gürlerim, yıldırımlar gibi; aşka nankörlük edemem. Bir çığlıktı engin dağlarda, yüreğim hiç susmadı. Bir çığ gibi döküldüm; yüreğimi harladın. Yetti, esmer kumruların sükûtu, cilvesi. Mertebesi yücedir o lale yanakların. Yaseminlerle çektiğin sınıra, Aşırı giderek sarhoş rüzgarlar göndersem. Yetti artık, dokunsam taç yapraklarına, Buseler kondursam süeda mizacına. Kalbimin hürriyetini sattım kahr eden şafağa. Şefkat madenine doğru yol almak suç mu? Bahtiyar değilim şimdi. Süslenmiş gerdanına haleler çizmek suç mu? Yetti, gam dolu bir gönülle ancak ben Gürlerim, yıldırımlar gibi; aşka nankörlük edemem. dildâde Muş, 13/01/2026 00.40