Ana içeriğe atla

ZÜHRE-İ MABED 

 



Bütün benliğiyle adamak,Hanne gibi ...

Derununa eğil, tanı: nefsini kendini.

"Meryem"Ruhunu ismet sıfatıyla muhafaza 

eden Allah ne yücedir. 

Ey nîkâbının altında kalbini süsleyen 

Mahcûbe! 

Sana tezyin bir mekandır cennet..

Meryem ! Ey en üstün kıyafetli ! 

Ruhuna saltanat giydirilmiş Merbûbe. 

Ey kınayıcıların kınamasından azâde olup parıldayan Zehrâ ! 

El değmemiş tertemiz bedeninden,tıpkı bir fidan gibi, Cebrâil'in nefesiyle yeşeren 

mucizeye gebe olan Bâkire !

Ey sekînetin nevâsı! Susmuş bir çift 

nâleyn, cennetin toprağında muhabbet 

adımları Muhammed'e as.'a doğru O Esra..

Ey aksânın kerîmesi! Tevratın hâfizesi ,isyan toplumunda muti' ve Masûme ..

Ey annesinin gözpınarı ! Leyli nehârı 

Annesinin duası, mukaddes adağı 

Annesinin kucağından mescidin bahçesine 

Ektiği filiz.

Zamanın tüm hilesinden azledilmiş Betül .

Ey temiz ruh ! Ellerin ve ayakların 

mescidin duvarına yakut nakşeder.

 Ümitvar kullara avuçların sadef olur inci saklarsın 

içinde.

 Ellerin berekettir , yuvadır kimsesizlere.

Mescidin sesini işittiği Ruh'u Safiyye 

Ey Merziyye ! Safiyefin uslubu sendedir.

Güneş aydınlanıp seni izhar etmez ki ismet 

sıfatıyla korunmuşsun . 

Çiçeklerle zikir meclisi 

kurmuşsun.

Dillerinde şakıdıkları rahmet sözcükleri yapraklarına dökülen senin jalendir. 

Ve dolunay ruhunda bir anneyi yansıtıyor 

kâinâta.

Beyaza yakın gri tonlarıyla ışığıyla arzdan yayılan kokuyu avuçluyor.

 Dolunay yeryüzünden nergis çiçeği topluyor semaya.

Ellerinde büyüyor Meryem, yetimlik öksüzlük burukluğuyla..

Sonra birgün semadan bir yıldız düşüyor rahmine, kainat uyanıyor derin uykusundan.

Acze düşüyor tüm kelam sahibi inkarcılar.

 Lâl ediyor âdeta dillerindeki tüm münkeri...

Dolunayın çiçeği teselli buluyor .

Bir kez daha kökleri güçleniyor. 

Ey Merziyye ! Razı ve merzi bir eda ile 

sükutuna mesken buldun.

Sekinet ile gönül hoşluğuyla sana inşa edilmiş köşkler seni bekler . 

Gül Muhammedin as. Nergis çiçeği ..


Rukiye Suna


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

GÜLGİLLERDEN (ŞİİR)

İndi yağmurlar kemiklerine, hüznümün. Çehresi soluk, kansere yakalanmış çiçeklerim. Ümidin ortadan ikiye yarılışı, yer ve gök gibi. Bileklerimden tut ve ellerimi okşa, sevgili. Yeter, ahzanın defterleri tarumar edişi. Kaybettiğin sevgi dolu yürekleri kabristanda. İnanmam artık, şuh atların dolu dizgin koştuğuna. Fırtınalar yön değiştirdi; yetiş, sevgili. Gidişin, sana elemli bir nedamet yaşattıysa, Duy sesimi; inleyiş içindedir çiçeklerim. Fezaya anlatsam zulümlerini Göğsümde bir bölge çürümek üzeredir; yetiş. Pek sürmez, dedi saadeti aşk ikliminin. Biliyorum, hayat sade ve tekdüze değil. Soğuk ve ıssız bir gecede Isınmak için sana geldim; inan, yalan değil. Böldü uykularımı, bulutların huzursuzluğu. Dün, bugünden o kadar uzak ki; ne dehşet! Çünkü hayalinin dumanıyla sersem gibiyim. Hayalinle yaşamak ne mümkün; suretini bahşet. İlkbahardı; buselik yanaklarınla gülüyordun. Aşka öyle benziyordun ki, bütün duygular eriyordu. Beni aşıklıkta yenebilecek hangi güç var? Söyle: ker...

Yüreğimi sana hasrettim(Şiir)

"Bu şiiri, efsane prens dizisi oyuncusu Jumoong’u arayan kadının ‘Yesoya’ anısına yazdım; eşini ararken duyduğu esef duygularını yansıtmaya çalıştım.” Dalgın dalgın dolaştım şehirlerde; yoksun diye parelendi dağlar feryat figan. Bir muamma içreyim denizlerde; aksın diye narelendi yüreğim, neredesin? Kupkuru soğukta adını ilân ettim; kerem edip yolunu gösteren olmadı. Sırrı ayan eder diye bir arslanı takip ettim; yükseklerde mi uçar haberin, neredesin? Gül kokusu sürünüyordu genç kadınlar, kapıda işten dönen kocalarını bekleyerek. Bırakın yitiği olan kadınlar ağlasınlar; hançerlere mi değdi kanın, neredesin? Felaketler vahim hâlime aşkı getirdi; saba rüzgârı hani hafifti, hüznü getirdi. Her sabah böyle mi başlayacak sancılar? Set mi çektin gözlerime, neredesin? Duydum ki neşeni başka yâre vermişsin; aşk meydanında bensiz yenilmişsin. Görkemli bir düğün hazırlatmışsın; doğuda ölüm var, güneş doğmuyor… neredesin? dildâde  Muş, 26/09/2025

Aşkına sitem göğsüme düğüm(şiir)

Sazende her vuruşunda sazın tellerine, Göğsümde hayaller titreşir. Neyzen her üfürüşünde neye, İçimden ben düşerim; Olmadık kelimelere, gereksiz boş hecelere. Beni hiç anlama... Yay kasnak değil, nakış işlenen. Gerdikçe hedefe kilitlenir. Ok arşe değil; ne sestir ne aheng. Fırlatırsan kanatır, incitir. Beyhude incinir duygularım. Beni hiç anlama... Bir çeşit feryat ki göklerde saklanır; Ne ormanda ara ne mağarada. Yerden yükselen âhlar göklerde birikir. Sanma ki bir topuz darbesi kadar hafiftir; Şekilsiz, sûretsiz olduğunu sanma! Şayet meyledeceksen bu saatten sonra Beni hiç anlama... Farklı ırklardan ordular gelse beni ezemez. Bir kere göz ucuyla bakmıştın ya hani, İşte o zaman ölmüştüm! Ölmüştüm; aşkının zehrini emmiştim. Paramparça olan kalbim bir bütün hâlinde doğmuştu oysa. Beni hiç anlama... Beni şarapla baş başa bırak! Hüznün kanlı atını saldın üzerime. Ah vah edip de hâlime ağlama! Çünkü mızrak yarası derindir. Bunu ifşa et âleme; sakın sır olarak saklama! Delik deş...