Kalbimden kalbine açılan yollar özünü keşfeder.
Kalbimden akan bir ırmak, fedaisidir güllerinin.
Gözlerimin menzili gözlerindir; neden kaçırıyorsun?
Suskunluğum senin, izzetim senindir.
Bir kuş yalnızca vurulduğu zaman ötmeyi terk eder.
İşte kelimelerim senin, ötüşüm senindir.
Bulutlar bir güruh halinde toplandı.
Bir yeis dalgalanıyordu ortalarında.
Rüzgâr neşe çiçeklerini savurdu.
Bir seyis dolaşıyordu at sırtında.
Dağlar kendi göğsünü oydu.
Döküldü taç yapraklar lale ovalarında.
Şimdi şefkat senin, rayiha senin, kamçı senindir.
Ateşlerin yaktığı bir bozkır gibiyim.
Şahikalara yükselmiş kartallar gibi yalnız.
Buzullarda eriyen ilk damla gibi, okyanusun ıssızlığında.
Şimdi muştu senin, yuva senin, girdap senindir.
Esrik bakışının ardında, hürriyetini kaybetmiş bir köle gibiyim.
Aynı zamanda saltanat elbisesi giymiş bir azade.
Katlanmış hüznümü ellerinle okşa ki,
başka bir tabip bulamayacak gibiyim.
Şimdi sened senin, ferman senin, deva senindir.
Yıldızları dökülmüş çırılçıplak bir gece.
Balıkların şehrine düşmüş yekta bir mercan gibiyim.
Hüzne hicret eden, suyunu yakan,
uzlete çekilmiş bir ravza gibiyim.
Zengin bir ışık bekliyorum.
Zengin bir ışık; sabah şebnemleri gibi,
güneşin kulları ayçiçekleri gibi,
turna kuşları gibi büyüleyen ve
kanatları altında sürurla gelen,
namütenahi bir ışık...
Cânân suretinde.
Şimdi yadigâr senin, vuslat senin, doğmak senindir.
Daima hatırımda tuttuğum o mahmur bakış
yumuşatır bütün evreni.
Aydınlık gecelerin çerağıdır.
Göğsümde taşırım o dideleri.
Şimdi âteş senin, güzellik senin, sonsuzluk senindir.
dildâde,
Muş, 2024 Kasım
Ahh❤️❤️❤️
YanıtlaSil🥰
YanıtlaSil