Ana içeriğe atla

Mananın izinde (Şiir)



Ben düşüncede özgürüm ama hataya elverişliyim. Ben sözde özgürüm ama bir o kadar dilim mücrimdir.
Mesela, göğsümde üzüm tarlaları var; zihnimde Kelamullah, sağ elimde Mektubat-ı Rabbani.
Taçlanmış alnımda annemin nurlu dudakları var.
Babam pak dualarla gökyüzüne kuşlar uçurmuştur; o kuşlardan biri de benim.
Rüyalarımda karanlık bir noktaya doğru gidiyorum; yaklaştıkça berraklaşan bir nokta… Ölümsüz, parıltılı emel kuşları var onda.
Ben hüznü bilemem şakayık çiçeklerinin yanında.
Ben aşkı bilemem mantık ülkesinde.
Unutmak düpedüz yalandır maşuğu avamın yanında.
Âşık unutur kendini maşuğun yanında.
Şerefli insan aczini unutur mu hiç kevn-i kâinatta?..
Her oluş bir hakikat, her hakikat bir öğüttür insana.
Kabzasında yuva yapar tevekkül daima.
O yolları keşfeden, bu yollarda beyhude dolaşır.
Yaratılışta bitki bir kuldur; ağaçlar, turnalar, ırmaklar, şelaleler ve değirmenler kuldur.
Özünü arayan Mecnun bir kuldur. Aşkınla mest olmuş güneş bir kuldur.
“Şayet cennet ve cehennemi yaratmasaydım ben yine de ibadet edilmeye layık bir ilah değil miydim?” hitabını işiten her şey kuldur.
Âleme güzel ve tesirli gelen o ihtişamlı hilkat “Muhammed” (a.s.) bir kuldur.
Herkesten daha öte bir kul.
Hasır yatağın sevgilisi… Âlemin sevgilisi…
Kâinat galeyana gelir onun varlığıyla; çünkü Ahmed’dir o. Tek tasası âlem, Ümmet-i Muhammed…
Şimdi söyle ey benliğim: Tüm bunlara karşı gaflet, girift teneffüs sayılmaz mı?
Nasıl ki tabaklanmadan bir deri temiz sayılmıyorsa, kendini öylece tezkiye edecek bir debbağa teslim et ey benliğim!
Debdebe, ışıltı ve ziya senin hayretinin önüne geçmemeli!
Bitirir batıdan esen rüzgâr tüm kâfir emelleri.
Kaplan sürüsü gibidir o emeller; baş kaldırır, yine de sürmek istersen sefa boş çöllerde… sür ama Leylayıda unutma!..

29/11/2025
Âhûnigâh 
Rukiye Suna

Yorumlar

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

GÜLGİLLERDEN (ŞİİR)

İndi yağmurlar kemiklerine, hüznümün. Çehresi soluk, kansere yakalanmış çiçeklerim. Ümidin ortadan ikiye yarılışı, yer ve gök gibi. Bileklerimden tut ve ellerimi okşa, sevgili. Yeter, ahzanın defterleri tarumar edişi. Kaybettiğin sevgi dolu yürekleri kabristanda. İnanmam artık, şuh atların dolu dizgin koştuğuna. Fırtınalar yön değiştirdi; yetiş, sevgili. Gidişin, sana elemli bir nedamet yaşattıysa, Duy sesimi; inleyiş içindedir çiçeklerim. Fezaya anlatsam zulümlerini Göğsümde bir bölge çürümek üzeredir; yetiş. Pek sürmez, dedi saadeti aşk ikliminin. Biliyorum, hayat sade ve tekdüze değil. Soğuk ve ıssız bir gecede Isınmak için sana geldim; inan, yalan değil. Böldü uykularımı, bulutların huzursuzluğu. Dün, bugünden o kadar uzak ki; ne dehşet! Çünkü hayalinin dumanıyla sersem gibiyim. Hayalinle yaşamak ne mümkün; suretini bahşet. İlkbahardı; buselik yanaklarınla gülüyordun. Aşka öyle benziyordun ki, bütün duygular eriyordu. Beni aşıklıkta yenebilecek hangi güç var? Söyle: ker...

Yüreğimi sana hasrettim(Şiir)

"Bu şiiri, efsane prens dizisi oyuncusu Jumoong’u arayan kadının ‘Yesoya’ anısına yazdım; eşini ararken duyduğu esef duygularını yansıtmaya çalıştım.” Dalgın dalgın dolaştım şehirlerde; yoksun diye parelendi dağlar feryat figan. Bir muamma içreyim denizlerde; aksın diye narelendi yüreğim, neredesin? Kupkuru soğukta adını ilân ettim; kerem edip yolunu gösteren olmadı. Sırrı ayan eder diye bir arslanı takip ettim; yükseklerde mi uçar haberin, neredesin? Gül kokusu sürünüyordu genç kadınlar, kapıda işten dönen kocalarını bekleyerek. Bırakın yitiği olan kadınlar ağlasınlar; hançerlere mi değdi kanın, neredesin? Felaketler vahim hâlime aşkı getirdi; saba rüzgârı hani hafifti, hüznü getirdi. Her sabah böyle mi başlayacak sancılar? Set mi çektin gözlerime, neredesin? Duydum ki neşeni başka yâre vermişsin; aşk meydanında bensiz yenilmişsin. Görkemli bir düğün hazırlatmışsın; doğuda ölüm var, güneş doğmuyor… neredesin? dildâde  Muş, 26/09/2025

Aşkına sitem göğsüme düğüm(şiir)

Sazende her vuruşunda sazın tellerine, Göğsümde hayaller titreşir. Neyzen her üfürüşünde neye, İçimden ben düşerim; Olmadık kelimelere, gereksiz boş hecelere. Beni hiç anlama... Yay kasnak değil, nakış işlenen. Gerdikçe hedefe kilitlenir. Ok arşe değil; ne sestir ne aheng. Fırlatırsan kanatır, incitir. Beyhude incinir duygularım. Beni hiç anlama... Bir çeşit feryat ki göklerde saklanır; Ne ormanda ara ne mağarada. Yerden yükselen âhlar göklerde birikir. Sanma ki bir topuz darbesi kadar hafiftir; Şekilsiz, sûretsiz olduğunu sanma! Şayet meyledeceksen bu saatten sonra Beni hiç anlama... Farklı ırklardan ordular gelse beni ezemez. Bir kere göz ucuyla bakmıştın ya hani, İşte o zaman ölmüştüm! Ölmüştüm; aşkının zehrini emmiştim. Paramparça olan kalbim bir bütün hâlinde doğmuştu oysa. Beni hiç anlama... Beni şarapla baş başa bırak! Hüznün kanlı atını saldın üzerime. Ah vah edip de hâlime ağlama! Çünkü mızrak yarası derindir. Bunu ifşa et âleme; sakın sır olarak saklama! Delik deş...