MİMOZA ÇİÇEĞİ
Bütün benliğimle eteklerine eğiliyorum, Allah’ım.
Keder bana dokundu;
mimoza çiçeği gibi içime kapandım.
Halbuki üveyik kuşları gibi
ovaları dolaşırdım.
Şimdi ay çiçekleri gibi
benzeriyim dolunayın.
Sadece alacakaranlıkta
âlem bana, ben âleme aşina olurum.
Sadece alacakaranlıkta
yükselir eşsiz hissi kokumun.
Toprağın yumuşaklığı
köklerime sarılınca
sözüme sadık kalırım, Allah’ım.
Gözlerim güzeldir benim;
baktıkça büyülerim,
büyüledikçe kendime doğru çekerim.
Zarif entarimin altında
boynu bükük bir hüzün perisi var.
Işıklarla dans eden
bedi papuçlarım var benim.
Amber kokumu sürünür,
bir söğüte yaslanırım.
Dallarına bir öpücük kondurur,
yapraklarında gözyaşı dökerim.
Şimdi iklim yalnızca
söğüte gülümsüyor
ve içimde kaç tane söğüt büyüttüm,
bir bilsen…
Kaç kere yalnızlığı
seninle def ettim, Allah’ım.
Her taraftan
sam yeli gibi esintiler esiyor;
eriyor buzları kederimin.
Kudretin kaynağı ölmedi, biliyorum;
ben papuçlarımı
bu uğurda eskiteceğim.
Şimşekler yarsa da göğsümü,
ben yağmurlar için
daima raks edeceğim.
Yoksul zümrütler gibi
zenginliğimi unutmayacağım.
Unutmayacağım
ensemde çağlayan şelaleleri.
Saf, duru gökyüzünde
bir pencere açılacak;
oraya uzanan merdivenle, Allah’ım,
sana geleceğim.
dildâde
Muş,2025
Yorumlar
Yorum Gönder